Küçüktük, sabahları ekmeğimize sürüldüğünü bildiğimiz çokokrem için uyanır yatmadan önce sütten kaçmak için bahaneler üretirdik.Büyümekti en büyük hayalimiz, uyandığımızda en büyük olmak, kimi zamanda büyüklükten korkarak.Önce bir kavgada bulduk kendimizi, haydi dediler çizgi çizeceksin, sormadılar bile istiyor musun diye mecburduk, onlarda memnunlardı.Büyük adam olmaktı hayalimiz, insanların karşısına geçipte, bakın ben büyüdüm diyebilmek...
Bir sabah aynanın karsısında kendime bakarken bulmustum, sessizce ve ne zaman büyüyeceğim diyordum.Ne olacaktı büyüyünce hiç bilmiyerek ama daha fazla isteyerek, zaman geçiyordu büyümek yakınlasması gerekiriken daha da uzaklasıyordu.Biz ona koşarken büyümüyor, yaslanıyorduk.Her gün yeni bir olayla başladık güne bir baktık kimse kalmamıs yanımızda, dostumuz dostluktan uzaklaşmış, bildiklerimiz aslında hiç bilmediklerimiz olmuş...
Uzun bir yola girmiştik başlarda güzeldi çoğu kez, ilkokul günlerinde karşı sınıftaki kızı görmek için zili bekler, yemek vakti için sabırsızlanırdık.Sonra yavaştan değişti herşey, dünya zorlaşıyordu.Dersler zor, hayat zor, anne baba daha zor dedik, dedik de durduk.İsyanı hiç kenara bırakmadık, kolaya kaçtık ve kolayla yaşadık...
Korktuğumuz bedenlere büründük yavaş yavaş, kendimizi tanıyamaz olduk sonra ise kimseyi tanımadık.Kurduğumuz hayallerin hergün yıkılışını izledik, dur diyemedik.Hayat istediğimizi vermeyince de sitem etmeye başladık, bir baktık ki elimizde sitemden başka birşey kalmamış.Hergün yeni bir sitemle uyandık hani kendimizde de aramadık sorunu yanlış olan hep onlardı, yanlış dünyadaydık.Gün geçmiyordu ki yeni bir kırgınlıkla tanışmayalım, her kırgınlık yeni bir yol oluşturdu...
Her kırgınlıktan bir ders çıkarmamız gerekirdi biz üstünü örttük sadece, hani okulda verilen dersleri de çok dinlemedik.Her şeyi biz bildik, yanılmazdık ya doğru olan hep biziz sandık.Hataylıdık da çoğu zaman yanlış olanı kendinde aramayarak, biraz da suçluyduk.Ben büyürken küçüldüm çoğu kez, oysa küçükken de büyümüştüm.Sonra korkmaya başladım önce korktum sonra korkmamayı öğrendim, büyüyordum ama küçüklük hatalarımı da yanımda getiriyordum.Ve bir sabah hataları bırakmayı öğrendim, büyüyecem artık diyerek, büyüyordum ama bırakamıyordum hataları,
BIRAKILMIYORDU...
Uğur AKTAŞ
19 Şubat 2011 Cumartesi
15 Ocak 2011 Cumartesi
Bir Şiir Gözüyle Bakmak
Aklıma takılan cümlelerden birisin aslında, her gece aklım sana gider ben ise seninle birlikte dönmesini beklerim. Herşey sana yazdığım tatlı rüyalar sözüyle başlar ama hep senli rüyalar olarak bana geri döner. Dinlediğim şarkıdan bir sözsün aslında, nerede dinlediğimi bilmediğin, öylece aklıma yapışıp kalan. Cesarettin çoğu zaman herşeyden sıyrılıpta bir köprüden atlamak gibi, akılda kolay olguda zor. Tek başına yürümekte aradım çareyi ,sokaklar benim varsayarak, bilirdim hiçbir sokak benim değildi ve hiçbir yürüyüş seninle olan kadar güzel olmuyordu. Bir şiir gözüyle baktım sana, lakin hiçbir şiir bu kadar iyi yazılmamıştı; hiçbir şiir senin kadar okunaklı olmamıştı. Yağmurda koşuşturarak evine gitmeye çalışan insanların gözünden baktım sana, ıslanıyordum her saniye ama sana varmak olacaktı sonunda, mutlu olacaktım...
Her hayal seninle başlıyordu, belki orada olursun, belki oluruz diye.Yazdığım yazılarda bir bölümdün çoğu zaman, hani en içten cümlelerde, vazgeçilmezdin.Çocukken olsun istediğim düşlerin yıkılışını engeleyendin. Her yol sana çıkıyordu. Roma değil ya burası, ben istediğimden her yol seni buluyordu. Bir şiir gözüyle baktım sana, adını yeni öğrendiğim lakin aklımda tutamadığım... sözlerinde acıyı, mutluluğu barındıran...
Bir şiir gözüyle baktım sana, belki üstad şairlerin belkide amatör bir gencin şiirydi ama seni anlatmaya çalışan bir şiir. Her gece, gündüze bağlanırken ben seni bana bağlamasını istedim. Okuduğum her şiirden.. Çok da şiir okumazdım hani, belki sen çıkarsın diye karşıma mısra mısra...
Belki hiçbir şiir senin kadar güzel yazılamayacaktı ve hiçbir zaman okuduklarım da sen olmayacaktın. Lakin bir şiir gözüyle baktım ben sana, bütün kafiyelerden kaçan en anlamsız sözlerden. Acımasız, bir o kadar içten bir şiir, ve iki mısralık bir şiir yazabildim ben sana;
Sen bana gel de
Koşayım...
Her hayal seninle başlıyordu, belki orada olursun, belki oluruz diye.Yazdığım yazılarda bir bölümdün çoğu zaman, hani en içten cümlelerde, vazgeçilmezdin.Çocukken olsun istediğim düşlerin yıkılışını engeleyendin. Her yol sana çıkıyordu. Roma değil ya burası, ben istediğimden her yol seni buluyordu. Bir şiir gözüyle baktım sana, adını yeni öğrendiğim lakin aklımda tutamadığım... sözlerinde acıyı, mutluluğu barındıran...
Bir şiir gözüyle baktım sana, belki üstad şairlerin belkide amatör bir gencin şiirydi ama seni anlatmaya çalışan bir şiir. Her gece, gündüze bağlanırken ben seni bana bağlamasını istedim. Okuduğum her şiirden.. Çok da şiir okumazdım hani, belki sen çıkarsın diye karşıma mısra mısra...
Belki hiçbir şiir senin kadar güzel yazılamayacaktı ve hiçbir zaman okuduklarım da sen olmayacaktın. Lakin bir şiir gözüyle baktım ben sana, bütün kafiyelerden kaçan en anlamsız sözlerden. Acımasız, bir o kadar içten bir şiir, ve iki mısralık bir şiir yazabildim ben sana;
Sen bana gel de
Koşayım...
9 Ocak 2011 Pazar
KAÇAK BİR HAYAT
Ne kadar meraklıdır dimi insan küçücük sözlere kocaman yükler yerleştirmeye hemde altından kalkamayacağımız.Gariptir, insan mutluluğu gerçeklerden çok hayallerde arar.Olan şeylerle mutlu olmaz çoğu zaman, imkansızı ister, olmayacağını bilse de savaşır ve galipte çıkamaz.Sadece savaşır ,hani derdi kazanmak değil belki ama çaba göstermek ister. Kimse mutlu olamıyor artık elindekiyle, kimseyi mutlu etmiyor olması gerekenler, insan bir hayal uğruna oradan oraya koşturuyor…
Komiktir, rüyalara çevirdik hayatlarımızı, bir gece gördüğümüz rüya gerçek olsun diye uğraşmaya başladık, kimse de demedi rüya bu diye.Olsun istedik, sadece olsun hani iyi mi olur kötü mü oda bilinmedi yeter ki olsun dendi.Bir baktık gerçekleri kaybetmeye başlamışız, gerçekler terk ederken bizi, arkasından su bile dökemedik.Düşünmedi kimse dönüp arkasına bile bakmadı , itti elinin tersiyle ,gerçek kolay olandı çünkü ama insanoğlu ya bu zor olana kendini mahkum bıraktı .Yanımızdan yürürken hayat onu kovalamak tercih edildi.Hani sokak yarışçıları gibi bir anda dahil olduk yarışa ve gaza sonuna kadar bastık…
Dönüşü olmayan kavgalarda bulduk kendimizi, savaştığımızın kim olduğunu da bilemedik.Bir sabah bilmediğimiz bir rüzgar vurdu pencereden, öyle bir rüzgardı ki bütün gerçekleri kaldırdı ortadan her şeyi bomboş bıraktı.Sakin bir havada olmayan hırçın dalgayı aradık.Boşlukları doldurmaya çalışırken en büyük boşluk çoktan oluşmuştu, kendimiz.Öyle bir boşluktu ki ne yaparsan ,yerine hangi kelimeyi koyarsan dolamaz olmuştu.Ve insan, o boşlukta yuvarlanıp dururken buldu kendini, bir daha korktu…
Gökkuşağı gibi bir hayat olmasıydı isteği,içinde her rengi barındırsın ama hiçbiri karışmasın.Belki imkansızdı o biliyordu ama kabul etmedi.Ne savaşı bırakabildi orta yerinde, ne de barışa yakın olabildi.En büyük kaçış başlamıştı bir kere, kaçmıştı kendinden ve devam etmeliydi.Kabul etmek istemedi, biraz korkusundan biraz da yalnızlığı kendine bir yuva edinişinden.Çocukken öğretilmişti koşmak, yürümeye başlarken bile ‘’babaya koş’’ denildi her çocuğa, ve o koşuş hiç dinmedi…
Biz geleceği kurtaracak nesillerdik ya onu da beceremedik kendimizi kurtaramayışımızdan belli ettik.Bu sefer ne mi yaptık bir daha kaçtık, olan her şeyden olmayanı isteyerek...
6 Ocak 2011 Perşembe
Düşman Duvarlar
Bir rüyaydı aslında her şeyin başlangıcı, küçük bir çocuğun geçemeyeceği bir duvardan atlamaya çalışmasıydı.O rüyada tek bir karakter, ne kaçtığı bir şey ne de savaştığı bir düşmanı olan bir çocuk vardı.Tek derdi o duvarı geçmek ve geçtiğinde her şeyin düzeleceğine inanan bir çocuk ve çocuk haklıydı.
Kendiyle savaşan insanlarız bu hayatta, geçmişte yaşadığımız acı, öfke ve nefretleri geleceği yayarken en büyük düşmanımızı, kendimizi oluşturduk.Önce geçmişten kaçtık sonra örttük üstünü birde yetmezmiş gibi kalın bir duvar ördük.Kimimiz aldatılmıştı, kandırılmış kimimiz ise korkularının önüne geçemiyordu.Onlarca duvar örmeyi kolay olan görmüştük.
Ben bir rüyada gördüm ilk duvarımı, asıl suçlunun kendimiz olduğunu bir rüyada anladım.Berlin duvarı gibiydi aslında bir anneyi oğlundan ayırdı o duvar, bizimkiler ise düşlerimizden uzaklaştırdı.Korkularla besledi hayallerimizi, umut etmekten uzaklaştırdı.Kolay olandı ya kaçmak insanoğlu her zaman onu seçti yeni bir duvar ördük her zorlukta, umudu eksik tuttuk..
Ben genç bir kızın gözlerinde en acımasız duvarı gördüm.Kız yorulmuştu, üzülmüştü yaşamaması gereken şeyleri yaşamıştı belki de.Öyle bir duvarın arkasına saklanmıştı ki, kendince duvarın yıkılması yeni kötülüklerin başlangıcı, yeni hüzünlerdi.Kız yorulmuştu, yormuştu bu hayat korkuları yeni belkiler oluşturamıyordu.Belki daha iyi olur değildi onun için kesinlikle olmayacaktı.Gözlerinde görmüştüm ben, yıkılamaz dediği duvarların yıkılabileceğini, o da biliyordu ama korkuları örmeye devam ediyordu…
En gerekli olan dostu ‘’Umudu’’ arka ceplerine saklamıştı. Zor olanı seçmişti kız, ışık ona her yaklaştığında o kaçmakta aradı yolu ve ışık onun peşini bırakmıyordu, bırakmayacaktı.Kızın yanıldığı bir nokta vardı hiçbir duvar, umutla savaşamazdı doğru olan tamda buydu…
Hayal kurmak kadar kolaydır bir duvar yıkmak aslında, küçük bir çocuğun oyuncak araba, yeni evli bir çiftin güzel bir ev yada asker yolu bekleyen bir annenin hayali gibi yeter ki içinde Umudu barındırsın.Hiçbir duvar yıkılmaz değildir yeter ki isteyelim…
23 Aralık 2010 Perşembe
Adını Hala Bulamadım
Okuduğum şiirlerin birinde görmüştüm ilk seni, küçüktüm, daha ne olduğunu bilemedim.Hangi mısrayı okusam hep anlayamadığım bir şey olmuştun, sonra bir baktım her yol sana çıkar olmuş.Savaşlarda bile seni arar olmuş insanlar, filmin birinde görmüştüm seni, çok oldu anlamıyordum, kimse de anlatamıyordu.Çocuktum daha, en arka sırada oturan kız yüzüme güldüğünde görmüştüm seni, umutsuzca bakmıştım sana ve içimde ki bütün yollar sana çıkar olmuştu.Ben anlamıyordum seni ve sen içimi ısıtırken ben adını bile bilmiyordum.Sakızların içinden çıkan kağıtlarda görmüştüm seni, iki el vardı birbirine sımsıkı bağlanan ve ben adını hiç bilmediğim zamanlarda öğrendim seni...
Yağmurlu sabahlardan korkarak uyanırdım hep ve her uyanışta aklıma ilk sen gelirdin.Güneşin açmadığı sabahlarda belki de hiç açmayacağı pencerelerden ilk sana bakmıştım.Ben adını ilk duyduğumda korkmuştum senden, adın acıya, adın mutluluğa biraz da hasrete işaretmiş.Korkulu zamanlarımın ilk durağı olmuştun, ben her korktuğumda sana sığınırdım, senden korktuğum zamanlarda ise kendimden kaçar olmuştum...
Gökkuşağını ilk gördüğümde anlamıştım senin ne kadar özel olduğunu, ama kimseye anlatamamıştım.Ben 13 yaşındaydım seni okuduğumda, anlamadığım sözlerin arasından sana uzanıyordum, sen ise bana hep uzaktın.Önce isimlerle girdin hayatıma Nazlı oldun , Sevimli oldun bazende dilimdeki Ezgi oldun.Vazgeçilmeyecek zamanlarda vazgeçtiğim oldun ya da vazgeçilen oldum.Şarkılar hep senin için çalındı, biz ise müzikalinde oynayan figüranlar gibiydik.Hiçbir şarkıda kahraman olamadık, her şarkıyı sen başlattın perdeyi biz kapattık...
Cami avlusuna bırakılan bir çocuk kadar yalın girmiştik bu yola, kimse bilmedi ne olacağımızı, kim olamayacağızı, tek dert nasıl başlayacağı sonra ise nasıl bitireceğimiz.Güvensizdik çoğu kez, karşımızdakine değil de hayata güven duymadık.Her birimiz korkaktı, geceleri gördüğümüz kabusları bütün güne yayarken umutsuzlaştık.Dizilerden bir parçaydık çoğu kez, kızlar Latin dizilerinde ki aşkın peşinde biz ise Yeşilçam dizilerinin gururluluğunda.Çoğu kez tamirci çırağı olduk, onlar ise zengin ailenin biricik kızı oldular...
Bütün mecazlardan kaçarak sana sığındık, sen ise hep bir mecaz aradın.Adını ilk duyduğumda korktum senden, ilk duyduğumda yemiştim tokatı suratımın ortasına en Osmanlı olanından.Cam kenarından izlerdim seni , el ele dolaşan çiftlerin bir anda kavga edişlerinde, bir sokak köşesinde acımasızdın.Öyle şeyler sığdırmışlar ki sana hiçbir zaman adın kadar kısa olmadın.İçinde barındırdığın cümleler seni yüceltirken bizi hep küçültmüştü.Sana ''Aşk'' demişler bize söyleyecek bir şey kalmamış...
Biz kaçarken senden umutsuzca, acımasız olanın sen olduğunu, bizim ise acınacak bir hale geldiğimizi fark etmiştik.Adında varmış acıtmak, ilk harfin (A)cıya işaretmiş yanında (Ş)efkati barındırıp (K)imsesizleri birleştirmişsin.Her sabaha mutlu uyandıramazdın ya, biz mutluluğu da bölüştürdük haftalara, aylara bazende yıllara parçaladık...
Küçücük bir çocukken anlamıştım aslında anlayamadığım seni, anlamış gibi yaparak.Nedensizce aramak aslolan seni, nereden geleceğini, hangi ışıkta durmak gerektiğini bilmeden.Ben korktuğum anlarda istedim seni, en çokta kendimden korktuğum , sen ister gel ister git, ben en çok gel-gitlerinde öğrendim seni...
Yağmurlu sabahlardan korkarak uyanırdım hep ve her uyanışta aklıma ilk sen gelirdin.Güneşin açmadığı sabahlarda belki de hiç açmayacağı pencerelerden ilk sana bakmıştım.Ben adını ilk duyduğumda korkmuştum senden, adın acıya, adın mutluluğa biraz da hasrete işaretmiş.Korkulu zamanlarımın ilk durağı olmuştun, ben her korktuğumda sana sığınırdım, senden korktuğum zamanlarda ise kendimden kaçar olmuştum...
Gökkuşağını ilk gördüğümde anlamıştım senin ne kadar özel olduğunu, ama kimseye anlatamamıştım.Ben 13 yaşındaydım seni okuduğumda, anlamadığım sözlerin arasından sana uzanıyordum, sen ise bana hep uzaktın.Önce isimlerle girdin hayatıma Nazlı oldun , Sevimli oldun bazende dilimdeki Ezgi oldun.Vazgeçilmeyecek zamanlarda vazgeçtiğim oldun ya da vazgeçilen oldum.Şarkılar hep senin için çalındı, biz ise müzikalinde oynayan figüranlar gibiydik.Hiçbir şarkıda kahraman olamadık, her şarkıyı sen başlattın perdeyi biz kapattık...
Cami avlusuna bırakılan bir çocuk kadar yalın girmiştik bu yola, kimse bilmedi ne olacağımızı, kim olamayacağızı, tek dert nasıl başlayacağı sonra ise nasıl bitireceğimiz.Güvensizdik çoğu kez, karşımızdakine değil de hayata güven duymadık.Her birimiz korkaktı, geceleri gördüğümüz kabusları bütün güne yayarken umutsuzlaştık.Dizilerden bir parçaydık çoğu kez, kızlar Latin dizilerinde ki aşkın peşinde biz ise Yeşilçam dizilerinin gururluluğunda.Çoğu kez tamirci çırağı olduk, onlar ise zengin ailenin biricik kızı oldular...
Bütün mecazlardan kaçarak sana sığındık, sen ise hep bir mecaz aradın.Adını ilk duyduğumda korktum senden, ilk duyduğumda yemiştim tokatı suratımın ortasına en Osmanlı olanından.Cam kenarından izlerdim seni , el ele dolaşan çiftlerin bir anda kavga edişlerinde, bir sokak köşesinde acımasızdın.Öyle şeyler sığdırmışlar ki sana hiçbir zaman adın kadar kısa olmadın.İçinde barındırdığın cümleler seni yüceltirken bizi hep küçültmüştü.Sana ''Aşk'' demişler bize söyleyecek bir şey kalmamış...
Biz kaçarken senden umutsuzca, acımasız olanın sen olduğunu, bizim ise acınacak bir hale geldiğimizi fark etmiştik.Adında varmış acıtmak, ilk harfin (A)cıya işaretmiş yanında (Ş)efkati barındırıp (K)imsesizleri birleştirmişsin.Her sabaha mutlu uyandıramazdın ya, biz mutluluğu da bölüştürdük haftalara, aylara bazende yıllara parçaladık...
Küçücük bir çocukken anlamıştım aslında anlayamadığım seni, anlamış gibi yaparak.Nedensizce aramak aslolan seni, nereden geleceğini, hangi ışıkta durmak gerektiğini bilmeden.Ben korktuğum anlarda istedim seni, en çokta kendimden korktuğum , sen ister gel ister git, ben en çok gel-gitlerinde öğrendim seni...
19 Aralık 2010 Pazar
Belkilerin Umudu
Hani bir parça umut ararsın ya hayattan, beklemediğin bir anda karşına çıksın ve sarılsın sana istersin özlemine kavuşan bir anne bir evlat veya bir aşık gibi.Sen yolunu uzattıkça o gelmemekte kararlı sen ise onu aramakta, bulacağım diye dizersin belkileri sıraya her yarına bir belki koyarsın.Hayatına yeni bir anlam katarsın olmayani, belki de hiç olmayacak bir şeyi ararken, lakin bırakamazsın da, bıraktığın an her şeyin biteceğinden korkarak...
Biz umudu taso savaşlarında öğrenmiş nesilleriz her oyunda daha fazlasını umarak, kazanamayacağımızı bildiğimizde bile daha hırslı savaşarak.Kendimizle savaştık çoğu kez en içten duygularla yüzleşip doyma hissine hiçbir zaman ulaşamadık.Küçük bir çocuğun feryadıydık aslında, geceleri korkusundan uyuyamayan ve battaniyeleri kendine siper oluşturan çocuklar...
Hayat, yol kenarı çizgileri gibi olmalı derdi babam her biri düz ama aralarda boşluklu anlamazdım küçükken ve o her defasında anlatmazdı.Kendin bulacaksın diyerek avuturdu küçük düşlerimi ve ben farkında olmadan, yol kenarlarından giderek bulmuştum.Umudu anlatmıştı, milyonlarca cümleye sığmayacak bir şeyi birkaç kelimeye sığdırarak ben ise, çocukluk düşlerimi terk ettiğimde anlamıştım.O zamandan beri koşuyorum işte o zamandan beri her umuduma yeni birini ekliyorum.Çünkü ben u-mutsuzluğu ikiye ayırmıştım zamanında ikisi de birbirinden acımasız olduğundan..
Ve birgün bitmesin diye düşlerimiz, sınırlardan düşmeyelim diye ve sonucunu bilmediğimiz savaşlara girdiğimizde bile en iyi arkadaşı olmalı insanın bu dört harf, her sabah onunla uyanıp onunla yatağa girmeliyiz.Belkiler kadar yakın cümleler kurmalıyız hayatımıza belki birazdan gelecek diyerek...
Her umut başka bir kapıyı çalar aslında yanlışlıkla basılan ziller gibidir, şansını denersin her seferinde bilmediğin bir evi ararken.İnat edersin, etmelisin de her yanlış zil seni doğruya götürecektir.Ama o yanlışlarla yürümemek yapman gereken yoksa sende çoktan yanlış olursun...
Zafere ulaşacağını bilmesen de arkadaş, eğer ki yanındaysa dört harf belkilerle savaşmaya devam etmelisin.Çünkü savaşmayı sever bu hayat, işte bu yüzden o sana vurmadan sen darbeni yap ve Umut et...
Biz umudu taso savaşlarında öğrenmiş nesilleriz her oyunda daha fazlasını umarak, kazanamayacağımızı bildiğimizde bile daha hırslı savaşarak.Kendimizle savaştık çoğu kez en içten duygularla yüzleşip doyma hissine hiçbir zaman ulaşamadık.Küçük bir çocuğun feryadıydık aslında, geceleri korkusundan uyuyamayan ve battaniyeleri kendine siper oluşturan çocuklar...
Hayat, yol kenarı çizgileri gibi olmalı derdi babam her biri düz ama aralarda boşluklu anlamazdım küçükken ve o her defasında anlatmazdı.Kendin bulacaksın diyerek avuturdu küçük düşlerimi ve ben farkında olmadan, yol kenarlarından giderek bulmuştum.Umudu anlatmıştı, milyonlarca cümleye sığmayacak bir şeyi birkaç kelimeye sığdırarak ben ise, çocukluk düşlerimi terk ettiğimde anlamıştım.O zamandan beri koşuyorum işte o zamandan beri her umuduma yeni birini ekliyorum.Çünkü ben u-mutsuzluğu ikiye ayırmıştım zamanında ikisi de birbirinden acımasız olduğundan..
Ve birgün bitmesin diye düşlerimiz, sınırlardan düşmeyelim diye ve sonucunu bilmediğimiz savaşlara girdiğimizde bile en iyi arkadaşı olmalı insanın bu dört harf, her sabah onunla uyanıp onunla yatağa girmeliyiz.Belkiler kadar yakın cümleler kurmalıyız hayatımıza belki birazdan gelecek diyerek...
Her umut başka bir kapıyı çalar aslında yanlışlıkla basılan ziller gibidir, şansını denersin her seferinde bilmediğin bir evi ararken.İnat edersin, etmelisin de her yanlış zil seni doğruya götürecektir.Ama o yanlışlarla yürümemek yapman gereken yoksa sende çoktan yanlış olursun...
Zafere ulaşacağını bilmesen de arkadaş, eğer ki yanındaysa dört harf belkilerle savaşmaya devam etmelisin.Çünkü savaşmayı sever bu hayat, işte bu yüzden o sana vurmadan sen darbeni yap ve Umut et...
15 Aralık 2010 Çarşamba
Camdan Hayaller
En cok sevilen yerdir cam kenarlari, ilk tercih edilen bilet alirken ozellikle istenilen belki dusunmek icin belki de sadece izlemek icin.Ama benim sevmedigimdir.Görürsün heryeri uzaktan, gidemedigim yerlerdir onlar aslinda gitmek isteyipte..
Birseyi, kisiyi uzaktan sevmek diye bir tabir varya hani cokta gecerli bi kavram degil aslinda.Onlar benim gezemedigim yerler her otobus yolculugunda merak ettigim ama durupta inemedigim.Hani delilik ya birgun inecegim once bir cam kenari sececegim, ilk gördüğüm yerde inecegim nerede olduğumu bilmeden kimseyi tanimadan kimse beni tanimadan iste o zaman anlam bulacak cam kenarlari, iste o zaman sevecegim...
Ve bazen dertleşenler gördüm cam kenarlarinda hüzüne boğulanlar, hani teksin ya uzaklasiyorsun sanki, birazcik temizleniyorsun kirlilikten, kaldığınn sehrin gürültüsünden.Bilmiyorsun ya nedir burasi, nasıldır guzel geliyor cam kenarindan izlemek.Dost oluyorsun o sehirle, o dag o cesmeyle keske diyorsun içten içe, keşke burada olsam, ne degişecek bilmeden.Kaçmaktir bu aslinda bir kurtulus bir yeniden doğum, baslangic ustune baslangıçtır sonunu bildigin lakin yaşamak istedigin.İste cam kenarlarini bu yüzden sevmem cunku yapamam biliyorum, herseyi bir kenara birakip sıfırlanamam film degil ya hayatımız, başka sehir baska iş olmaz arkadas kolay kolay...
Hayatı otobus yolculuklarinda gecmis insanlar bilirim hele ki universite ogrencileri onlar en cok yaralanandir.Genclik ya dolu dizgin bir hayat istersin, heryere gitmek herkesle tanışmak.Gelmiyecek zamanlarin derler ya buyukler aynen oyle gelmeyecek arkadas bunlar, minubuslerde ogrenci abi demiyeceksin bir restauranta gittiğinde ögrenci indirimi var mı olmayacak ve bir cam kenari olacak hayatın.Sadece izleyeceksin yasamını sadece bakacaksin uzaktan.Ekmek kavgası icin ordan oraya cam kenari olacaksin...
İste bu yüzden arkadas sen cam kenari olma, cam kenarından bakamayan ol, ki içinde kalmasin görüpte suyunu icemedegin cesmeler...
Yap be arkadas bir gun yap, delilik degil al bir cam kenarindan bilet kafana essin ve in, inan bende yapacagim yapamadigim zamanlarin anisina...
Birseyi, kisiyi uzaktan sevmek diye bir tabir varya hani cokta gecerli bi kavram degil aslinda.Onlar benim gezemedigim yerler her otobus yolculugunda merak ettigim ama durupta inemedigim.Hani delilik ya birgun inecegim once bir cam kenari sececegim, ilk gördüğüm yerde inecegim nerede olduğumu bilmeden kimseyi tanimadan kimse beni tanimadan iste o zaman anlam bulacak cam kenarlari, iste o zaman sevecegim...
Ve bazen dertleşenler gördüm cam kenarlarinda hüzüne boğulanlar, hani teksin ya uzaklasiyorsun sanki, birazcik temizleniyorsun kirlilikten, kaldığınn sehrin gürültüsünden.Bilmiyorsun ya nedir burasi, nasıldır guzel geliyor cam kenarindan izlemek.Dost oluyorsun o sehirle, o dag o cesmeyle keske diyorsun içten içe, keşke burada olsam, ne degişecek bilmeden.Kaçmaktir bu aslinda bir kurtulus bir yeniden doğum, baslangic ustune baslangıçtır sonunu bildigin lakin yaşamak istedigin.İste cam kenarlarini bu yüzden sevmem cunku yapamam biliyorum, herseyi bir kenara birakip sıfırlanamam film degil ya hayatımız, başka sehir baska iş olmaz arkadas kolay kolay...
Hayatı otobus yolculuklarinda gecmis insanlar bilirim hele ki universite ogrencileri onlar en cok yaralanandir.Genclik ya dolu dizgin bir hayat istersin, heryere gitmek herkesle tanışmak.Gelmiyecek zamanlarin derler ya buyukler aynen oyle gelmeyecek arkadas bunlar, minubuslerde ogrenci abi demiyeceksin bir restauranta gittiğinde ögrenci indirimi var mı olmayacak ve bir cam kenari olacak hayatın.Sadece izleyeceksin yasamını sadece bakacaksin uzaktan.Ekmek kavgası icin ordan oraya cam kenari olacaksin...
İste bu yüzden arkadas sen cam kenari olma, cam kenarından bakamayan ol, ki içinde kalmasin görüpte suyunu icemedegin cesmeler...
Yap be arkadas bir gun yap, delilik degil al bir cam kenarindan bilet kafana essin ve in, inan bende yapacagim yapamadigim zamanlarin anisina...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)